|
|
July 06
yokum buralarda artık herkese hayıllı geceler dilerim saygılarımla cengiz han

Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarimin dibine ben her gece karanliga dikip gözlerimi senin aydinligini bekledim. Sen yoktun... Binlerce adim attim bu kentin sokaklarinda. Her köseyi her parki, her agaci ezberledim. Sevdaya bulanmis her kaldirim tasinda senin adini aradim. Sen yoktun... Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı. Her bir hücremin acısını ta yüregimde hissederken beni enkazın altından cekip alacak elini aradım. Sen yoktun... Özlem sarkılarını ezberledim. Kimini bagira bagıra kimini fısıltıyla söyledim. Karanlıga haykırdım hasretimi. Sesimi duyacaksın diye bekledim. Sen yoktun... Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi, gecmedi. Calan her telefonu yüreğimin deli bir caglayana dönen atıslarıyla actım. Senden baska duydugum her seste hep aynı hayal kırıklıgını yasadım. Onlar beni duymak istiyordu bense seni. Sen yoktun... Seni aramaktan yorgun düsmüs bedenimi karanlıgın kucagına uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni cekip almasını istedim. Olmadı. Kac gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, kac gece merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye. Sen yoktun... Her yagmurla birlikte hüzün de yagdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlıgın isaretiydi benim için. Beni ıslatan yagmur olmadı. Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim. Hayat; merhaba dedi bahara cicek cicek. Uzun kıstan sonra gelmez dedigim göcmen kusların dönüsünü gördüm. Sen yoktun... Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım. Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara vurdum kendimi. Kimsenin ugramadıgı köylere, adı duyulmamıs kasabalara gittim. Senden bir iz aradım. Sen yoktun... Denizin sonsuz maviligine umut bagladım. Kıyılarda tükettim bekleyislerimi. Hep sensiz gemiler gecti limanlardan. Ben gemicilerin hasret türkülerine eslik ettim. Sen yoktun... Gözümden bir tek damla yasakmadı. Onlar sana aitti sana kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyisimin öyküsünü kimselere anlatamadım. Nice fırtınalar koptu yüregimde. Dalgalar dövdü hayallerimi. Sıgınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım. İcimi dökecek bir insan aradım. Sen yoktun... Her gece ay paramparca oldu. Her gece yıldızlar birer birer düstü sokaklara. Yıldızları sacına takıp gelmeni bekledim. Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir günes gibi dogup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama. Sen yoktun...
Sana Geldim../..Yüreğinin Mavisine Kurşuni Renkler Her Gün Vurdu Bir Yerlerden..Delik Deşik Oldu Umutlar..Tek Yolum Maviydi.. Bak..! Elim Boş Gelmedim../..Bir Avuç Mavi DerledimGökten Ve Denizlerden.. Bir Nebze De Olsa Maviyi Almaya Geldim Yüreğine..Mavi Gözlerden Bir Bakış Almaya GelenUmut Fakiriyim Ben.. Alacakmısın Beni Mavine..? Mavi Bakabilecekmiyim Senin Gibi.. Umut Olurmu İsmim.. Yaşarmıyım En Yükseklerde Bazen De Denizin En Dibinde.. Yoksa Gözlerin Yeter Mi..? Benim Maviyi Yitiren Yüreğime..

Ağladığımı kimseye söyleme anne...
   GÖKYÜZÜM SEN OL BİRTANEM!!  Sen yokluğumun, en acı bagri gelde tatlandır öbür yarımıgel gözlerimden al şu canımıgel çalma artık uykularımı  gökyüzüm sen ol birtanem güneş teninde batsınbırakıp gidersem seni yagmurlar canımı alsın sen şu kırlarım toprak kokusugel ölümlensin kaybetme korkusugel atma bizi çok uzaklaragel uyanmadan hasretin uykusu  gökyüzüm sen ol birtanem güneş teninde batsınbırakıp gidersem seni yagmurlar canımı alsın
|
Adı hüzün olsun bu gerçeğin. Ayrılığın tekil sızısını hissetmenin Ve senden sonraki yaşantımın, Adı hüzün olsun!
Öteki renklerini aldığın, Tek mevsimlik dünyamın, Ve senden bana kalanların, Rotasız başlayan yolculuğumun, Her limanda yüzleştiğim sensizliğin, Adı hüzün olsun!
Bir türlü gelmeyen geleceklerin, Bir yarısı sende kalan geçmişin, Ve her gün biraz daha kaybolan iyimserliğimin, Adı hüzün olsun!
Gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın, Azalan ideallerimin, Alışkanlık haline gelen sıradanlıkların Birbirine benzeyen her günün Adı hüzün olsun!
Aklımda kalan şarkı sözlerinin, Anılarını sakladığım kirli odamın, Yağan yağmurun, Cama dayanmış soluk yüzümün, İçimde ağlayan çocuğun, Adı hüzün olsun!
Artık gelmeyeceğine olan inancımın, Eksik yüreğimin, göremediğim renklerin, Sensizliğin, yarım kalmışlığın, Adı hüzün olsun!
Değişmeyen şeylerin, Aynı filmin tekrarına benzeyen rüyaların, Sadakatini elden bırakmayan gönlümün, İçimdeki yalnız şairin, bu yaşantının, Ve bu şiirin adı hüzün olsun

| | | | Onlar beni güçlü biliyor
Onlar beni en zor günümde bile ayakta biliyor...
Gülümsemeler ardındaki gözyaşını görmedi ki onlar
Onlar içimin sızladığını yüreğimin kanadığını bilmiyorlar
Sen kimseye söyleme anne...
Ağladığımı kimseye söyleme anne
Onlar ben kızdım mı dünyayı yakacak biliyor
Ben onun gözlerine bile bakmaya kıyamazken,
Onlar bir insan uğruna üzüleceğimi tahmin bile etmiyor...
Ağladığımı kimseye söyleme anne
Onlar beni ağlamaz biliyor...
Onlar ben üzüldüm mü şehri bulutlar kaplar biliyor...
Ben odanın bir köşesinde sitemle sessizce sinerken bir köşeye,
Onlar beni hiçbir şeyin sarsacağını akıllarının ucuna bile getirmiyor...
Ağladığımı kimseye söyleme anne
Onlar bunu hiç bilmiyor...
Onlar için ben en sağlam köprülerden daha sıkı bağlıyımdır hayata...
Ben ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide gidip gelirken aslında,
Onlar yaşamın benim için büyük bir hayal kırıklığı olduğundan
habersiz...
Ağladığımı artık sen de unut anne...
Her sabah güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp günümüzü aydınlattığın gibi
Her sabah içimizdeki güneşi de yeni ümitler yeni hedefler ve yeni heyecanlarla üzerimize ışıklandır
 
Solarken dallarında yaprak açan çiçekler Gözlerden kayboluyor bahar cümbüşlerimiz Acıyı katmer katmer hissederken yürekler Bak işte! Yıkılıyor kurulan düşlerimiz Ve yüzlerde soluyor masum gülüşlerimiz
Her sevinç bin gözyaşı her tebessüm bin feryat Akan gözyaşlarının her damlası bir hayat Savrulurken sonsuza yarınlarımız heyhat Bak işte! Yıkılıyor kurulan düşlerimiz Ve yüzlerde soluyor masum gülüşlerimiz
Yok olmaz mı yüreklerden hırs ihtiras ve kin İnsanlık nerde kaldı özlenen sadakatin Çarparken kalplerimiz yeniden dostluk için Bak işte! Yıkılıyor kurulan düşlerimiz Ve yüzlerde soluyor masum gülüşlerimiz
Saygının üzerine dünya kurmak istedik Sevgi, şefkat, merhamet hep bunları bekledik Biz rüyaları bile kardeşlikle süsledik Yazık ki yıkılıyor kurulan düşlerimiz Ve yüzlerde soluyor masum gülüşlerimiz
Beklentimiz tertemiz duygularla donanan Bir dünya ki içinde hep dostlukla yaşanan Özlemimiz hedefi her an mutluluk olan Umarım gerçekleşir kurulan düşlerimiz Sevinçlere dönüşür masum gülüşlerimiz

SEN
ve gözlerin gelir aklıma ve sözlerin gidişin gitmiyor gözümün önünden ve izleri derin ilk değilsin bu senin de bildiğin ve yine biliyorsun sen son sevdiğim şimdi uzaklardasın ben çamlar arasında bir hastane odasında ciğerimde bir ince hastalık içimde kapanmak bilmeyen bir yara ve sanki elimde inadına bir sigara biliyorum dönmeyeceksin hatta arkana bile bakmazsın gün gelir belki bir yuva kurarsın oğlun olsa benim adımı koyar mısın gittin dağ gibi sevdamı devirip ardında gittin allahaısmarladık bile demedin sazlar çalınır çamlıcanın bahçelerinde o şarkıyı bir daha hiç söylemedim şimdi elimde bir bardak çay ve dudağımda buruk bir tebessüm kendi kendimi üzmemeye söz verdim ve ben seni hayatımın bir musalla taşına
en yakın yerinde sevdim ısrar etmedin kendine beni sev diye beyaz bulutlar gibi sırtını rüzgarlara verip gittin bense durdum ve bekledim ve ben seni hayatımın bir musalla taşına
en yakın yerinde sevdim
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî;
Aklansın.. Ölümün kara düşleri, Korkuları, umutlara döndürsün. Rahmetinle, her damlası Cehennemler söndürsün...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Cennetler berâtı inci damlalar, Secdelerde seller gibi çağlasın. Etrafımda haşre kadar melekler, Sevinçlerle ağlasın...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Eritsin.. Buzlarını gafletin, Gönül ufukları, nûra bürünsün. Açılsın da cehlin kara perdesi, Gerçek görünsün...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ'dan, Hidâyet selleri, sineme dolsun. Her damlası Mahşer Günü Şâhidim olsun...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Esmâ'ndaki 'Doksandokuz' aşkına, Semâlardan gufranını indirsin. Hesap günü, titreşirken Mîzan'da, Hicâbımı dindirsin...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları, Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın. Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı Bir lâhzada açılsın...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Sabahı beklerken, berzâh gecesi, Selâm sellerine dönsün köpürsün. Kabir toprağımdan, Mahşere kadar, Azap kirlerini silsin süpürsün...
Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan, Bütün zerrelerim, Kur'ân'la dolsun. Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim, Şehitlerle haşrolsun...
ÂMİN!

SARI GUL
Bahceme üç çesit gül diktim
Birini kirmizi, seni çok sevdigim için (sevgi) Birini sari, birakip gittigin için (ümit) Birini beyaz, gelmeyecegini bildigim için (ayrlik)
Kirmizi gül hemen soldu, sevgisiz kaldigi için Ardindan beyaz gülde soldu, gittigin için Ama sari gül hala solmadi, hep umutla yeserdigi için
HayatHayat sızısını iliklerine kadar hissettiğim bir acıymış Hayat yalanmış Hayat sonunu göremediğim yolda gözü kapalı gitmekmiş Hayat çok nankörmüş Hayat bir şeyleri istemekmiş Hayat en umutsuz olaylarda dahi umut ile yaşayabilmekmiş, Umudun bittiği yerde yıkılmış bir kalple yaşamakmış Yaşayabilmek sözcüğünde saklıymış hayat Hayat yaşamayı becerebilmekmiş Hayat kimi yerde güldürse bileağlamakmış Hayat gözyaşı nehrinde bir gemiymiş... Geminin rotasını iyi belirleyebilmekmiş hayat...
Hayat demir atılamayan denizde sonsuzluğa yol almakmış Hayat senden söke söke aldıklarının yerinde oluşan yaraları görmemezlikten gelmekmiş
Hayat, hayattan firar etmekmiş Hayat, sinsi bir intiharmış Hayat buymuş işte bu! Sevdiğine hasretmiş hayat
Hayat özlemmiş! ... Hayat hasretmiş! ... Hayat sevmekten ibaretmiş!
UMUT, yok olmaya yüz tutmuşken var olmanın adıdır. UMUT, savaşan bir cengaverin inanılmaz inadıdır.
UMUT, benim yüreğimde ırmaklar, yaylalar, dağlar. UMUT, güneşin kuruttuğu yerde çağıl çağıl çağlar.
UMUT, eğilmez bükülmez polatların korkulu rüyası. UMUT, her şartta herşeye rağmenle atılmıştır mayası.
UMUT, yaralı yüreklerde teselli, can suyu ve derman. UMUT, bir duygu ki korkuyu tanımaz, işlemez ferman.
UMUT, kral, bey, paşa tanımaz muhtaçtır herkes ona. UMUT, deryalar içnde olsan dahi içersin onu kana kana.
UMUT, dağlarıma yağan karların ilkbaharıdır, güneşidir. UMUT, acının, ayrılığın, hasretin, özlemin ayrılmaz eşidir.
UMUT, sevgidir kimi zaman sevgsiz, insafsız yüreklerde. UMUT, haykırıştır, direniştir, baş kaldırmadır her yerde.
UMUT, yalnız kaldığımda ellerimi tutan göze görünmezim. UMUT, vaz geçmezim, yılmazım, susmazım, erinmezim.
UMUT, buludum, yağmurum, güneşim, solmayan çiçeğim. UMUT, ölümsüz dostum, vefalım, cefalım, en büyük gerçeğim.
UMUT, hayalle sarmaş dolaş dizlerimde ninniler söylediğim. UMUT, yokluğunda sitem eylediğim, varlığıyla gönül eylediğim.
UMUT, nefes tükettiğim bir olgu, tutunuş, duruş, olumlu bakış. UMUT, simsiyah hayat örtüsüne işlenmiş bem beyaz nakış.
UMUT, darlıktan feraha, yokuştan düze, karanlıktan aydınlığa. UMUT, yol olur yolu kapanmışa, su verir yüreği yanığa.
UMUT, körlük bilmeyen, sağırlık bilmeyen; gören işiten... UMUT, çıkmaz tanımayan, yüreklerde donukluğu eriten. |
| |

özlem sözleriseni düşünür, seni özlerim, sevgilerin özlemlerin derinliğinde.
beklemek güzeldir sevgilim, dönecekse eğer beklenen, özlemek güzeldir sevgilim, özlüyorsa eğer özlenen.
elleri cebinde, yalnız dolaşan hayata küsmüş, hali perişan. bir liseli görürsen beni hatırla.
bir buruk duygu yüklenirse yüreğine gözlerin zaman zaman takılırsa uzaklara kulakların zamansız deli gibi çınlarsa bil ki bir yerlerde özlenmişsindir.
sensiz hayat yerin dibine batsın sensiz açan güller sararsın solsun sensiz bu dünyamı kıyamet yaksın sensiz bu can bu beden ne yapsın.
seni seviyorum diyorsun cehenneme iki bilet aldım benimle geliyor musun.
seni ilgilendiren çiçeğiymiş aşkın, kalbine dikeni batınca umarsızca kaçtın.
midemin acısı nasırımın acısı yenilgi acısı ama hepsinden beteri ayrılık acısı.
kuşları kıskanıyorum gemileri de hatta bulutları bile kıskanıyorum benden uzaklarda seni görebiliyorlar diye.
öyle senden çok uzaklarda değilim görmesini bilen gözlerin bakışındayım. belki sana senden daha yakın bir yerde, çarpan kalbinin her atışındayım.
bir de beni düşün düşünde yokluğunda nasıl da haziran bulutuyum, söğüt dalıyım. akan, akmayan suyum, sensizliği
rüzgarın kemanını çaldığı, yağmur damlalarının pencerene vurduğu bir gecede, yatağına uzanıp hayalini kurduğun ve keşke dediğin tüm güzellikler senin olsun sevgilim seni özledim.
uzun bir yol var aramızda bir ucunda sen bir ucunda ben bir ateş yanıyor bağrımda ateşi sen dumanı ben.
 
Herkese hayır duâ etmelidir
Ma'rûf-i Kerhî hazretleri, birgün talebeleriyle hurmalıkta oturuyordu. Bu esnada Dicle nehrinden bir kayık geliyordu. Kayıktaki birkaç genç, içip içip nârâlar atıyorlardı. Bu hoş olmayan manzara karşısında talebeleri dediler ki:
- Efendim, duâ edin de Allahü teâlâ bu kendini bilmezleri nehrinde boğsun, insanlar da böyle zararlı kimselerden kurtulsunlar.
Bunun üzerine kayıktakilere şöyle duâ etti:
- Yâ Rabbî! Sen bu kullarını dünyada neş'elendirdiğin gibi âhırette de neş'elendir.
Talebeler bu duâya bir ma'nâ veremediler. Kendisine sordular:
- Efendim, böyle duâ etmenizin hikmetini anlayamadık. İzâh eder misiniz?
- Bekleyiniz! Söylediklerimin sırrı şimdi ortaya çıkar.
Talebeler dikkatle kayıktakileri takip etmeye başladılar. Kayıktakiler, kıyıya çıkınca, Ma'rûf-i Kerhî hazretlerini gördüler. Birden ne yapacaklarını şaşırdılar. Daha o, kendilerine birşey söylemeden, ellerindeki sazı kırdılar, içkileri attılar. Huzûruna gelip tevbe ettiler.
Ma'rûf-i Kerhî hazretleri talebelerine dönüp buyurdu ki:
- Gördüğünüz gibi, herkesin istediği oldu. Ne onlar boğuldu, ne de kimse onlardan rahatsız oldu?
Gıyabından yapılan duâ kıymetlidir Çünkü, Mü'minin, görmeden bir kardeşine yaptığı duâda riyâ ve menfaat yoktur. Fakat hazır olan kimseye yapılan duâda, gösteriş ve çıkar söz konusu olabilir. Bir arada olmayanların birbirlerine yaptıkları duâda yalnız Allah rızâsı gözetildiği için duâları makbûl olur.
Bir hadîs-i şerîfte, “Bir Müslümanın, din kardeşine gıyâbında yaptığı duâ kabûl olunur. Başucunda bir melek vardır. Kardeşine duâ yaptıkça, sana da o kadar der. O meleğin görevi budur” buyurulmuştur.
Misâfirin duâsı evine, gâzînin duâsı vatanına dönünceye kadar makbûldür. Çünkü âilesinden uzak olduğu ve çeşitli zorluklarla karşılaştığı için kalbi kırıktır. Allahü teâlâya bütün kalbi ile yönelir ve duâsı da Hak teâlânın lûtuf ve ihsânı ile kabûl olur.
Herhangi bir kâfire, Allah ömür versin demek, câiz değildir. Müslüman olması için böyle duâ etmek, câiz olur. Kâfire saygı ile selâm veren, kâfir olur. Kâfire saygı bildiren bir söz
Ne varsa içindedir senin
“KURU AĞAÇ, BAHÇIVANA, ‘EY YİĞİT, HİÇBİR SUÇUM YOKKEN NE DİYE BAŞIMI KESİYORSUN?’ DER. BAHÇIVANSA, ‘SUS A ÇİRKİN HUYLU’ DER; ‘KURULUĞUN SUÇ OLARAK YETMİYOR MU SANA!” (HZ. MEVLANA-MESNEVİ)
Çocukluktan başlayarak kalp, ruh ve beyin topraklarımıza sayısız duygu, düşünce ve latife tohumları ekilir. Tohumun karakteri ve kalitesi neyse elde edilecekler de o kadardır. İşi baştan ciddi tutmak gerekir. Bir dünya toprağına tohum ekerken ne kadar hassas davranırız; toprağın sürülmesi, ıslah edilmesi, tohum seçimi, gübreleme, sulama, sonraki aşamalarda itinalı bakım… Kişilik toprağımız, dünya toprağından daha hassas bir bakıma muhtaçtır. Dünya toprağına kök salmış bir dikeni, zakkumu, ayrık otunu kökünden söküp ondan kurtulmak kolaydır; ama kişilik toprağında uç vermiş duygular, düşünceler kolay kolay sökülüp atılamaz.
Sana, kuru ağaçtan beter kötü duyguların için ayıplama gelirse, yerinde bil ve ayıplayanlara teşekkür et. Bu duygularını budamanın en önemli gerekçesi bunların “kötü” olmasıdır. Ayıplama sana değil, sendeki kötü duygularadır.
Ama nedense her ikazda gururun, “Bu bana nasıl yapılabilir?” Bahanesiyle ayaklanmıştır. Haksız olduğunu ne kadar erken öğrensen o kadar iyi olur. Şikâyet edip başkalarını suçlayacağına kökü kuruyası kötü duygularını bir an önce yok et de yerine gönüllere huzur verecek güzel huylar edin. Altın madenini nerede görseler hemen alır işler ve en seçkin süs eşyası yaparlar. Sonra da kulağa, boyuna, kola, parmağa takarlar ki bu eşsiz güzelliği herkes görsün.
Paslı demiri kim ne yapsın! Paslı demir, onu fırlatıp atan adama: “Beni neden atıyorsun?” diye şikâyet edebilir mi? Şunu derler paslı demire: “Sus ey suratsız, değersizliğin, paslı oluşun atılman için yetmiyor mu? Altın gibi değerli ol, par par parla, seni başlara taç yapalım.”
Tez davran da duygularını, düşüncelerini el üstünde tutulan madenler gibi kıymetlendir, parlat, ki onları fırlatıp atacak bir bahane kalmasın!

KIRMIZI GÜLÜN HİKAYESİ Bir delikanlı güzel bir kıza ölümüne sevdalanış...Yüreği daha fazla dayanamaz olmuş onu uzaklardan seyretmeye.Birgün o adını bile henüz bilmediği,dış görünüşünden başka hayatı hakkında hiç bir bilgi edinmediği o genç güzel kızın yolunu kesip durdurmuş delikanlı. Güzel kız azarlayıcı ve manidar bakmış adamın gözlerine; _Durup dururken neden kestin yolumu böyle?Yoksa yeni haramiler mi tünedi buralara? Delikanlı: _Yok,demiş.Harami filan deilim.Sadece sonunun ne olucağını bilmediği karşılıksız bir sevdaya düştü gönlüm.Günler varki ben o ateşte kavrulur dururum. Güzel kız şaşırıp kalmış duyduklarına... _Ne kadar tanıyorsun ki beni?Diye sormuş tanımadığı delikanlıya. _Tanımak mı?Demiş, günlerdir ezberledim ben seni...Kaşların, gözlerin, yüzünde ki gamzelerin yazar, kalbimde ki sevdanın destanı. _Senin tanımak dediğin bumu?Kimim, kimin nesiyim serbest miyim?Gönlüm boş mu dolu mu onların hakkındada bir bilgin vamıydı sevdalanırken? _Hiç bir şey bilmem.Sadece şunu bilirim ki ben bir sevda sarhoşuyum.Bunun içinde yolunu bir harami gibi kesipsenden marhamat dilenmek için yüreklendim. _Nasıl bir marhamet ola ki bu? _Vuslatı reddetmeyen, kalbim hayat arkadaşı olarak seçti seni.Bağışla, damda düşer gibi oldu ama benimle evlenirmisin? Güzel kız oldukça şaşırmış buna: _Ya! Demek böle ister gönlün? _Evet , ne olur reddetme sakın, yoksa şuracıkta ölüp kalırım.Bana bir isim ver odan istiyim seni. Güzel kız delikanlıyı hassas bir seyirle izledikten sonra : _Pekala,demiş. sana bir şartım varbunun için.Sakın olaki söyleyeceklerimi yerine getirmezsen bir daha karşıma çıkmayasın. Delikanlı hiç düşünmeden cevabını vermiş: _Kabul! Genç kız delikanlıya alaylı bir eda içinde gülümsemiş. _Daha ne yapacağını bile bilmiyorsun ki hiç düşünmeden ''kabul'' diyorsun. _Olsun ben yaparım. _O zaman mesele yok. yarın ben aynı saatte yine burdan geçerim.Bana elinde kırmızı bir güle gelirsen teklifini kabul demektir. Delikanlı bir kelebek kadar hafiflemiş ve adeta kanatlarını kelebek gibi havalandırmış: _Kabul bulurum demiş. _O vakit hemen işe koyul.Aklın varsa hiç zaman eksiltme. Delikanlı çoşkulu bir gönülle ardına bile bakmadan yollara düşüp gitmiş. Aslında gülleriyle ün salmış yörenin, güllerle ilgili bir özelliği daha varmış...Oralar beyaz güller diyarıymış ve kırmızı gül hiç bulunmazmış gül ağaçlerının dallarında... O gün delikanlı bütün gül bahçelerini, tükenmeyen enerjisi ve bitmek bilmeyen azmiyle dolaşıp durmuş...Umutlarını solduran en son bahçede de kırmızı gül bulamayınca bahçe kenarındaki bir gül ağacının dibine oturup başlamış ağlamaya...Dibine oturup ağladığı gül ağacının dalına tüneyen bülbül delikanlıyı deyrediyormuş...Dederlerki bülbül delikanlının hıçkırıklarına dayanamayıp hüzünlenmiş ve en içli bestelerinden birisini şakıyarak delikanlının ilgisini üzerine çekmeyi başarmış...Ve yine derler ki şakımaya başlayan o bülbül, bülbülü şeyda imiş....yani bülbüllerin üstadı...o şakımaya başladığında kuşlar ve bülbüller susarmış. İşte öylesine bir şakıyış ulaşmış delikanlının kulaklarına ve hıçkırıklarına ara verip o muhtesem besteye vemiş kendisini.Gözleri sesin geldiği noktayı bulupbaba bülbülün üzerinde ısrar etmiş.Bülbül onu, delikanlı bülbülü hazin bakışlarla seyretmiş.Sonunda şakayışını bitiren bülbül lisana gelip efkarlı delikanlıya sormuş: _Neden ağlarsın ki öyle yanık yanık?Benim efkarımı bile alevlendirdi firkatin.... _Sorma, demiş ve o hazin hikayesini anlatmış delikanlı bülbüle.hikayenin sonuna çaresizliğini eklemiş.''şayet istediği o kırmızı gülü bulup öğle vaktinde ona ulaştıramazsam, ben öldüm demektir bülbül...Bilirim ki bu sevdanın hüsranı ölüme çağırır beni...'' Bülbül sevdayı bilenmiş.Delikanlının perişan hali dokunmuş bülbüle ve fazla düşünmeden, delikanlının yüreğine su serpen sözleri fısıldamış: _Sen hiç üzülme demiş, istediğin kırmızı gül olsun, bulunur elbet.... Umutsuzluk ciğerini çürütmeye başlayan delikanlı, inandırıcı bulmamış bu sözlerini: _Buralar beyaz güllerin diyarıymı,öyele söyler herkes.Gün kovuşmaya yüz tuttuğu şu saatlerden sonre nerden bulabilirim ki kırmızı gülü?Meğer olmayan bir şeyi istemiş benden sevdiğim güzel.. . Bülbülün vadi şaşrıtmış delikanlıyı: _Herşeyin bir kolayı bulunur demiş...Sen şimdi git ve yarın gün doğumundan biraz sonra oturduğun ağagın dibine gel ve istediğin kırmızı gülü alıp sevdiğin o kıza götür. _Bülbül sende beni teselli ettiğini sanıyorsan yanılıyorsun.Her yeri aradım, kırmızı gül yok bu bahçede, sen nereden bulacaksın ki? _altının ayarını sarraf olan bilir...Ben bülbülüm, gül dilinden anlarım, istersem karşısına geçer en içli bestelerimle onu kızarta bilirim...Bana gülü tarife ne hacet...Sen şimdi git ve dediğim saatte gelip kırmızı gülü sevdiğin kıza yetiştir. Delikanlı sevinerek ayrılmış bulunduğu bahçeden.Gece zor kavuşmuş sabaha.taze bir günün aydınlığında kalkıp bülbülün vaad ettiği saatlerde bahçeye koşup,akşam ayrıldığı gül ağacının dallarına baktığında kalbi duracak gibi olmuş.Beyaz güllerin arasında kırmızı bir gül çekmiş dikkatini ve sevincenden kalbi yerinden fırlıycak gibi atmaya başlamış. Beyaz güllerin arasında kızarmış olan gülü usulca koparıp aldıktan sonra teşekkür etmek için etrafta bülbülü aramış.Bülbül ortalara yokmuş.Yüzüdeki sevinç solmuş bülbülü göremeyince ve ağacın debinden ayrılmaya karar verdiğinde son defa etrafını yoklamış arzulu bakışları.Umudunu kesmiş gitmek için adımını hazırlarken son olarak ayaklarının dibine ilişen bakışları sevincini iyice söndürmüş...Delikanlı ayaklarının dibinde hazin bir manzarayla karşılaşmış.Kendisine kırmızı gül vaadeden bülbülün içler acısı manzarası varmış gül ağacının dibinde.... Acı acı yutkunmuş onu seyrederken.Bülbülün ölüsü, sevdiği kızın saatinin yaklaşması arasında sıkıntılanan kalbi zor da olsa bülbülden ayrılma kararı alıp, elinde sımsıkı tuttuğu gülle birlikte yollara düşmüş.Sevdalandığı güzelin kendisine verdiği sözde aynı yerdeymiş. Güzel kız sözünde durmuş ve karşılaşmışlar yeniden.Delikanlı soluk soluğuymış elindeki gülü kıza uzatırken.... _Al işte, kırmızı gülü buldum ve getirdim sana verdiğim sözü tuttum, şimdi sıra sende! Güzel kız gülü delikanlının elinden alıp, efsunlu bakışlarla incelemiş gülü...Derler ki o an genç kızın güzelliği sebebi bilinmeyen bir acının bedenini dağladıkça solmuş ve hazan düşmüş bakışlarına...Sonra delikanlıya çevirmiş içli bakışlarını.Esef varmış sesinin tonunda ve şeşırtıcıymış cevabı: _Olmaz, kaybettin yabancı.... Delikanlı, oracıkta yığılıp kalacak gibi olmuş.Feri çekilmiş bacaklarının: _Neden, şartını yerine getirdim işte.Vuslat sözün vardı kırmızı gülü bulup getirirsem? _Aslında verilen zaman içinde kırmızı gülü bulup getirilmesi imkansızdı.Ben biliyordum bunu.Mucize olmadıkçe isteğim yerine gelmezdi... _Mucize gerçekleşti ve kırmızı gülü bulup vaktinde getidim.Bana vuslat sözü vermiştin! Güzel kız kırmızı gülü delikanlıya iade ederken delikanlı büyük bir hayal kırıklığı içinde bakışlarını yere indirmişti. Kız usul usul konuşmaya başladı: _Karşıma dikilip yolumu kestiğin zaman, beni çok iyi tanıdığını söyledin,halbuki hakkımda hiç bir şey bilmiyordun.Bir aldanıştı seninkisi,bir hülya... Eğer beni tanısaydın, evli olduğumu, kalbimin yanlızca eşime ait olduğunuda bilirdin.Böyle bir hataya düşmezdin. Ben yalnızca sana bir ders vermek istedimKolayca dillendirdiğin''AŞK''ın gerçek manasını anla istedim.''AŞK'' gerekirse meftun olduğun uğruna canını vermektir.Bülbül gül için can verişini gör istedim.bana baslediğin hisler,yanlız ilahi aşka ulaşmak adına vasıta olabilir. Delikanlı hatasını anlamış olmalı ki araştırıp tanımadan evlenmeyi düşündüğü kıza utancından cevap bile verememiş.Titrek parmaklarının arasında güçlükle tuttuğu gül yere düşmüş....Yaptığı hatadan dolayı büyük bir pişmanlık duyarak,arkasına bile bakmadan gözlerden kaybolup gitmiş sonunda... O gün bügün dür bir daha o yörede delikanlıyı gören olmamıştır.

İstanbul , masallardaki Kaf dağı... İstanbul , aşkların , aşıkların kenti... İstanbul , sarhoşların meyhanesi...
Ve İstanbul’u onun varlığıyla İstanbul yapan , gizemini taşıyan , alımlı , sevdalı , denizin ortasında , bir başına , yalnız , kendi kendine yeten , İstanbul’un uyurgezer kızı... Ulaşılmaz Kız Kulesi...
Ve rüyalar aleminden gerçeğe kanatlarıyla akmış , Haliç’ten Boğaz’a doğru usul usul süzülen , var olduğundan bu yana dimdik ayakta İstanbul’u seyreden Galata Kulesi...
Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne aşkını bilir misiniz_?
İstanbul’un topraklarından fışkıran , gökyüzünden akan , denizinden çıkan hep sevdayken vurulmuş Galata Kulesi Kız Kulesi’ne... Zerafetine , ihtişamına hayran kalmış...
Bakmayın Kız Kulesi nin aldırmaz tavırlarına, her ne kadar ilgilenmiyormuş gibi gözükse de o da vurulmuş Galata Kulesi ne. Lakin Kız Kulesi’nin ünü fazla olduğundan , endamlı olduğundan , alımlı olduğundan herkesin gönlü varmış onda... Ve Kız Kulesi de bundandır gözü yükseklerdeymiş...
Galata Kulesi bunu bildiği halde asırlardır gözlerinin içine bakmış sevdiğinin ve sevmiş hep sevmiş... Bu büyük sevda uğruna kaç kez ıslanmış İstanbul’un delicesine yağan yağmurunda...
Sonunda Kız Kulesi de sevdiğini söylemiş Galata Kulesi’ne... İstanbul’un uykuda olduğu zamanlar fısıldaşır dururlarmış. Öyle gizli konuşurlarmış ki dalgaların sesi örtermiş seslerini... Çünkü martıların konuştuklarını duymalarını istemezlermiş. Galata Kulesi sevdiceğine şiirler yazar , yürek çalkalayan şarkılar söylermiş. Kız Kulesi de yunuslarla gönderirmiş selamını...
Ama gel gör ki koskoca bir Boğaz varmış hep aralarında... Ve bu Boğaz Galata Kulesi ile Kız Kulesi’nin birleşmelerine hiç izin vermezmiş...
Onlar da asırlar boyunca yaptıkları gibi bakışmalarla , geceleri konuşmalarla , yunuslar aracılığıyla selam göndermelerle yetinirlermiş...
Hikayesini bilir misiniz dedim ya Galata Kulesi ile Kız Kulesi’nin...
İşte ben bir Kız Kulesi... İstanbul’un uyuyan prensesi... Ve sen Galata Kulesi... Bu dünyada bir deli aşık yani...
Kız Kulesi...
yazan:bilinmiyor...
tek gülüm semem ve tek gülüm
|
|
|
..Göçebe acılarıma konsa Omuzlarındaki kelebekler Eleyeceğim gözyaşlarımı sancılardan Bir an dursan gözlerimde Ceylanları göz pınarlarına salacağım Durma, gülüşlerinde ıslat beni Aksın acının silinmez suretleri Sevmekten değil Kaybetmekten kork Uzat yüreğini ve sıkıca tut sendeki beni Uzat ellerini, ıslak kirpiklerime Umuda gülümse uykusuz safaklarda Kapat gözlerini Bir kırlangıc edasıyla Yüreğimi öpsen bir kere Kanatlanacağım yıldızlara Seni anlatacağım Ateşlerde ıslanan gecelere Hadi kanatlan umutlarıma Nisan yağmurlarında ıslanıp Gülüşlerimde kurulan Kapatma perdelerini ışığa Aldırma kederde yoğrulmuş acıya Uzan rahatça yüreğime Bir an nefesin düşse gözlerime Tütün basacağım acılarıma Dilime mutlulukları Gözlerime umutları giydirecegim Yollara çık Güneş denizlere gülümsemeden Heybene yüreğini Nefesine düşlerini alıp Karanlık yüreğime gülüşlerinle Ansızın uğrasan Yutkunacağım sevinçle Dudaklarımdaki ateşleri birer birer Nefesine umutları giydirip Yüreğimi öpsen bir kere Bir kez gülüşlerinle tutsan sendeki beni .. _Hatice_ |
| |
| Sesine Ve Sözüne Hasret |
Biliyor musun en çok mektuba başlamam gereken hitap şeklinde zorlandım. Bir başlasam sonu gelecekti eminim! Ama sıradan sözcükleri hiç yakıştıramadım sana, yapmacık sözlere konduramadım seni... Sonra sana hiç mektup yazmadığım aklıma geldi, içim burkuldu, canım acıdı...
Bu mektubu sana gurbetten yazıyorum; sesine sözüne hasret, yüzüne hasret, sıcağına hasret gönlümle başlıyorum mektubuma. Seni o kadar çok özledim ki; Meğer hiç bir kucak seninki kadar sıcak değilmiş, hiçbir acı senin yokluğuna bedel değilmiş. Hiç ama hiçbir hasret senin özlemin kadar yakmazmış içimi.
En acısı, dost bildiklerim, yâr seçtiklerim toplanıp bir araya gelseler, senin çeyreğin bile edemezmiş. Bilsen ne zor bunları itiraf etmek kendime ve sana... Gurbet bile gururumu söndüremedi. Hâlâ gururlu, şımarık, kucuk kızınim. Hayır, hayır yavrunum. Ben artık bir genç kızım, başkalarının yanında bana yavrum deme. derken bile böyle düşünüyordum inan. Şimdi içten bir seslenişine, Yavrum! hitabına öyle ihtiyacım var ki...
Hatırlıyor musun? İlk yürümeye başladığım anları anlatırken ellerimi bırakmadığın için sana kızdığımı, hırslandığımı ve bir an önce yürümek istediğimi söylerdin. Şimdi sakın bırakma ellerimi, anneciğim. Evimizin yumuşak halıları değil yürüdüğüm yollar, bir düşersem halim yaman. Ellerini, sevgini, duanı, desteğini ve sıcağını hiç esirgeme benden.
Hani küçükken en çok kimi seviyorsun diye . sıkıştırıp dururdum seni. Ağzından "Seni!" cevabını alana kadar bırakmazdım eteklerini... Seni abimden, babamdan ve ablalarımdan kıskanırdım. Hâlâ büyüyemedim, hem şimdi daha çok kıskanıyorum. İçindeki sevgiyi ve gözlerindeki derin şefkati yalnız benim için sakla...
Ama yapamazsın degil mi? Ana yüreği dayanmaz... Senin sevgin hepimize yeter, ana olunca ben de anlarım değil mi? Aslında en çok bu huyunu seviyorum. Adaletini ve yufka yürekliliğini, anne şefkatini... Fakat hâlâ babam işe giderken boşalan yatağını en çok benim hak ettiğimi düşünüyorum.
Seni öyle özledim ki!..
Şu bilmem kim tarafından icat edilen telefon bile dindirmiyor içimdeki hasreti. Gurbetin yağmurları, söndürmeye yetmiyor içimde büyüyen ateşi... Beni buralara yollarken, "Daha güçlü ol!" diyordun ya, sana kavuşunca öyle bir sarılacağım ki, gücüme şaşacaksın. Sevgimin gücünü sen de anlayacaksın.
Yılların yükünü çekmiş, yorgun ama dimdik omuzlarını özledim.
Dolaplarımı düzenlerken, eşyalarıma bakıp bakıp ağladığın duyuyorum. Yahut arkadaşlarımla konuşurken gözlerinin dolduğunu... İçim acıyor ama bilsen nasıl seviniyorum. Yokluğuma alışamamış olman, mest ediyor beni...
Puslu gözlüm, dert ortağım! İnan içim içimi yiyiyor, ya bitmezse gurbet geceleri, ya geçmezse hasret saatleri, ya vuslat ateşiyle bindiğim mavi tren getirmezse beni... Uzar da yollar kavuşamazsam sana, ya özlem alışkanlık olur da unutursan beni.
Ama beni unutmaman için hep dağınık bırakacağım odamı. Söylene söylene toplarken, yine gözyaşların ıslatacak eşyalarımı. Babam yine dalga geçecek, anlatacak bir bir ağladığını. Ya ben...
Arkadaşlarım çınlatacak odamın duvarlarını, hep anne kokan ilâhilerle... Güçlü ol demiştin ya, ben de yorganı çekmeden başıma hiç ama hiç ağlamayacağım. Ama sonra, Allah ne verdiyse...
Anneciğim! Gözyaşlarım söndüremez içimde yanan ateşi... Çünkü yokluğun, bilmem kaç nüfuslu şu kocaman şehirde kendini yapayalnız hissetmek gibi, imkânsız bir şeyi diz çöküp de Yaradandan dilemek gibi.. En azaplı günahlardan sonra sızlayan vicdanım gibi...
Gül kokulum, puslu gözlüm!
Sakin sensiz, sevgisiz ve duasız bırakma beni... Sevgilerle... Beş parmaktan biri... |

İtibarı, içinde yaşadığın ortam belirler karekteri,inandiğin doğrular...
İtibar, sandığın şeydir;
karakter olduğun şey...

İtibar fotoğraftır; karekter ise yüz..
İtibar dışardan gelir;
karakter içerden..

İtibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur; karekter giderken elinde olan..
İtibarın bir anda olur;
karakterin , ömür boyunca..

İtibarın bir saatte öğrenilir; karekterin bir yılda açığa çıkmaz..
İtibar mantar gibi büyür;
karakter sonsuza kadar sürer .

İtibar zengin veya fakir yapar; karekterse mutlu yada mutsuz..
İtibar insanların mezar taşına kazıdıklarıdır;
karakter meleklerin ALLAH huzurunda senin için söyledikleri..

Tşk.ederim sevgiyle kalın...

aglama yüreyim asaletin yeter cengiz han
HOLA! TE DESEO UN FIN DE SEMANA
Bir Aşk Hikayesi.. Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar.. Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu... Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."
Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken.. "Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar... Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.." Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..." Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken.. "Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba? Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!...
12 Haz.             CON MUCHO AMOR...UNA VIDA CON MUCHO AMORTE DEJO EL MIO

HELLO! I WANT A WEEKEND WITH LOTS OF LOVE... A LIFE WITH MUCH LOVE YOU LEAVE YOU MY LOVE FOR IT
MERHABA! Senin aşk hayatını TAM DEA İSTİYORUM
SENİ SEVİYORUM
SEVDİM SENİ MAVİ MAVİ
Aşk neDirr Diyenler
Bir kız ve bir delikanlı, bir motosikletin üzerinde 180 Km hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;
Kız : Lütfen yavaşla, ben korkuyorum
Delikanlı : Hayır, bak ne kadar eğlenceli
Kız : Lütfen, lütfen, çok korkuyorum
Delikanlı : Peki, beni sevdiğini söyle
Kız : Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla
Delikanlı : şimdi de bana sıkıca sarıl
Kız delikanlıya sıkıca sarılır...
Delikanlı : kaskımı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı..
Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı:
Motorsiklet Kazası; Motorsiklet , fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2 kişiden sadece biri kurtuldu.
Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti. Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve kendisine son defa sarılmasını istemişti. Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın kaskı takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı.
İşte gerçek aşkın anlamı da buydu..
 Aklım Çok Karışıktı... Vurgun Yemişti Duygularım, Gözlerinde Hayatı Gördüm, Gülüşlerinde Düşlerimi... Sevdim Seni, Mavi Mavi... Kocaman Denizdi Arzularım... Dalga Dalga Çoştun İçimde, Sana Tutuklu Kaldım... Bir Anlık ...

KORUYUCU MELEKLERİ BAŞ UCUNUZDA OLSUN SEVGİLERİMLE HÜZNÜMÜN MAVİSİ
9 Haz.
Sabah namazını Resul-i Ekrem (s.a.v), mescidde halkla birlikte kıldı. Hava ağarmıştı. Kişiler tamamen ayırd ediliyordu. Bu arada Resul-i Ekrem (s.a.v)’in gözü, alışılmamış bir halette bulunan, bir gence ilişti. Başı bedeninde serbest ve sakin durmuyordu, daima sağa sola hareket ediyordu. Gencin yüzüne baktı. Rengini sararmış, gözlerini çukurlaşmış ve vücudunu zayıflamış olarak gördü. Ona sordu:
- Ne haldesin?
- Yakin halindeyim, ya Resulullah.
- Her yakinin, gerçekleri gösteren, izleri vardır. Senin yakininin işaret ve izleri nelerdir?
Yakinim şudur ki; geceleri gözümden uykuyu alan, günlerimi susuzlukla geçiren, bir derdim vardır benim. Artık dünyadan ve her şeyden yüz çevirdim ve diğer tarafa yöneldim. Sanki Allah’ın arşını, hesap yerinde bütün yaratıkların haşrını görüyorum. Sanki cennetlik olanları, nimetler içinde, cehennemlikleri ise elem azap içinde müşahede ediyorum. Cehennem ateşinin parlayan sesi, hala kulaklarımda çınlıyor.
Resul-i Ekrem (s.a.v) halka dönerek şöyle buyurdu: “Bu öylesine bir kuldur ki, Allah onun kalbini, iman nuruyla aydınlatmıştır.”
Sonra o gence dönerek: “Bu iyi hali, kendin için koru” buyurdu. Genç: “Ya Rasulululah, hak yolundaki cihad ve şehadet şerefinin bana da nasip olması için, dua et” dedi.
Resul-i Ekrem (s.a.v) onun hakkında dua etti. Uzun sürmedi, bir savaş oldu. O genç de, savaşa katıldı. Savaşta

AGLAMA YÜREGIM
Aglama yüregim aglama yeter artik giden gitti
bilirsin geri dönmez.biliyorum zor onu unutmak
ve yerine baskasini sevmek ama sen yinede aglama.
haykirsan neye yarar?gideni gerimi getirir?sadece
kendini yipratirsin.isyan etme sakin yoksa onu halen
sevdigimi zanneder.herkesten ayri ve özel olmasini
istedim ama olmadi ne özel nede birtek ama birtek
bana ayit oldun sevdigim.seni üzdüysem o da sadece
seni sevdigimden.aglama yüregimi elbett birgün oda
sevecek,ve ask nedir oda ögrenecek.benimkisi bir heves
sanmistin yüregim,ama heves degil gercek bir sevgi
beslemissin ona karsi.sabahlara kadar beraber oturup
güler aglardik ve günesin dogusunu izlerdik ama artik
benim icin ne günes nede ay doguyor.suan bende aklimda
sadece o kara gözlerin kaldi ya benden sana ne?aglama
yüregim aglama.belki benim aglamam onu mutlu eder
ama bilmezki beni ta derinden yaraladigini.inan
sevdigim kimselere diyemeyecegim senin halen icimde
oldugunu.seni unutmaya calisam bile unutamayacagim.
cünkü senin adini ne yerlere nede göklere yazdim.
senin adini kalbime kazidim,ve ölürsem bile inan
seni halen yüregimde yasatacagim...

İmanı olmayanın hayrı
Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) bir kış gününde bir mecûsînin kuşlara yem dağıttığını görür ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
- Sen hayır yapıyorum diye kendini boşuna aldatıyorsun. Allah evvelâ îmanı farz kılmış, geri kalan hayır-hasenatı ondan sonra emretmiştir. İman etmedikçe senin bu yaptığın iyilik Allah indinde makbule geçmez - Ben de biliyorum kabul olunmıyacağını. Fakat Allah bu yaptığımı görmez, bilmez mi? dedi. - Elbette görür ve bilir. - Öyleyse o da bana yeter, der ve bildiğine devam eder.
Aradan zaman geçer. Cüneyd-i Bağdadî Hazretler bir hac mevsiminde Mescid-i Haram'ı tavaf ederken bir adamın ellerini açmış Allaha yalvarmakta olduğunu, hatta gözlerinden sel gibi yaşlar akıttığını görür. İyice dikkat eder, o zatın karlı bir havada kuşlara yem veren mecûsî olduğunu anlar. Tavaftan sonra yanına yaklaşıp hemen kollarından yakalar. Mecûsîde onu tanır ve şçyle der: - İşte Allah gördü ve bildi, deyip kelime-i şehadet getirip ruhunu oracıkta teslim eder.
O anda Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) Allah tarafından şöyle hitap olunur: - Ya Cüneyd! Sen Beytimi arzu ederek geldin ona kavuştun. O ise beni arzu ederek geldi bana kavuştu.
Bir mecûsînin bile mubarek bir ayda Allah rızası için hayırda bulunması nelere vesile oluyor .... Allah cümlemizin sonunu hayreyleye!..

















 1. Kur'an-ı Kerim okuyarak, 2. Peygamberimiz ( a.s.m)’ın mübarek duası olan Cevşen-ül Kebiri okuyarak, 3. Aile bireyleriyle birlikte günün mana ve ehemmiyeti hakkında sohbet ederek, 4. Allah rızası için namaz kılarak, 5. Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yaparak, 6. Günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek, 7. Sevgili Peygamberimize bol bol salât ve selâm okuyarak, 8. Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek, 9. Hastaları, yaşlıları ziyaret ederek; yoksulları, öksüz ve yetimleri sevindirerek, 10. Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek, 11. Dargın ve küskünleri barıştırarak, değerlendirebiliriz
Regaib Kandiliniz Mübarek Olsun!
Günaydin canim arkadasim Asalet iyi günler.
Sevgilerimle öpüyorum Tine & Gerd
PARDON BEN SENi RAHATSiZ...
MERHABA ARKADASiM
MUTLU SAGLIK VE HUZUR PAZAR GÚNÚ DiLiYORUM
HARiKA BiR HAFTA SONU DiLERiM
KENDiNE iYi BAK * GÓNÚL DOLUSU
AYSE

Annemin yalnızca bir gözü vardı. Ondan nefret ederdim. Çünkü bu durum beni utandırıyordu…
Ailemizi geçindirmek için okulda aşçılık yapardı. İlkokulda iken bir gün annem bana "merhaba" demeye sınıfa gelmişti. Yerin dibine girmiştim… Bunu bana nasıl yapabilirdi?... Çok öfkelenmiştim. Ona nefretle baktım ve oradan kaçtım.
Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım yaklaştı ve:"Eeee, senin annenin yalnızca bir gözü var!.." dedi. Yerin dibine girmek istiyordum, bir de annemin ortadan kaybolmasını… Bu yüzden o gün annemle karşılaşınca: "Beni gülünç duruma düşüreceğine ölsen daha iyi!!!" dedim. Annem karşılık vermedi.
Dediklerim hakkında bir saniye bile durup düşünmedim, Çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde görmek istemiyordum.
Çok çalıştım, başarılı bir öğrenci oldum ve Singapur'da okumaya gittim... Okulumu bitirince de güzel bir işe girdim. Daha sonra evlendim… Durumum çok iyiydi, iyi kazanıyordum. Hemen kendime bir ev aldım… Yıllar geçti, çocuklarım oldu… Hayatımdan memnundum.
Birgün annem beni ziyaret için çıktı geldi. Kaç yıldır beni görmemiş, hasretimi çekmiş, beni görmek istemişti. Kapıya gelince çocuklarım önce ondan korktular sonra da ona güldüler… Çocuklarımı daha önce hiç görmediği için, onları tanıyamamıştı. Bu durum beni oldukça rahatsız etti.
Ona: "Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin! Hemen defol git buradan" diye bağırdım. Annem sessizce: "Kusura bakmayın, yanlış adrese geldim galiba…" dedi ve gözden kayboldu. Uzun sure ne ben onu aradım ne de ondan bir haber aldım.
Birgün mezunlar toplantısı için okuldan bir mektup aldım. İçten içe o toplantıya katılmak istiyor ama annemin yanına gitmek de istemiyordum. Karıma: "İş seyehatine gidiyorum" diye bahane uydurdum ve o toplantıya gittim…
Toplantıdan sonra eski yaşadığım yeri, o evi görmek geldi içime. Sırf meraktan o eski eve gittim..
Komşular annemin öldüğünü söylediler... Hiç üzülmemiştim…
Bana verilsin diye annemin bıraktığı bir mektubu verdiler.
"Sevgili oğlum, her zaman seni düşünüyorum…Singapur'a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzgünüm… Mezunlar gününe geleceğini duymuş ve çok sevinmiştim. Ama seni görmek için yataktan kalkabilir miyim bilemiyorum… Sen büyürken sürekli bir utanç kaynağı oluduğum için çok üzgünüm.
Biliyor musun… Sen çok küçükken bir kaza geçirmiştin ve gözünü kaybetmiştin…
Anne olarak senin tek gözle büyümene dayanamazdım…
Bu yüzden sana kendi gözümü verdim…
O gözle benim yerime görüyor, diye seninle o kadar gurur duyuyordum

Hesapla Hadi!...
Seni yoktan var eden, hayatın için hiçbir şey ödemeksizin sana verdiği bunca nimeti hesapla… Hesapla hadi!..
Her yeni gün yeni bir hayat, Her yeni güneş yeni bir umut, yeni bir başlangıç… Ve her doğan güneşle sana bu imkanı verene karşı olan şükürsüzlüğünü hesapla!..
O (c.c.) istemese ne nefes alabilir, ne de nefes verebilirsin. Akıl fikir erdiremediğin koskoca kainatı bir kenara koyup tek bir hücreyi düşün. Zerre kadar olan bir hücrenin içerisindeki işlevleri bile anlayamıyorsun, beynin duruyor. Ne kadar aciz olduğunu hesapla!..
Ve bütün bu nimetlere ne kadar az şükrettiğini, Rabbinin emirlerini ne kadar yerine getirdiğini, işlediğin onca günahı hesapla… Hesapla hadi!..
Ve hesaba katmadıklarını hesapla… Hesap günü gelmeden hesapla tüm bunları!..
Ancak hesabı yaparken Rabbinin merhametini de kat hesaba ki, yeise düşenlerden olmayasın… Asla ümidini kaybetme, çünkü senin Rabbin o kadar yüce, o kadar merhametli ki… Kendine bir adım yaklaşan kuluna O (c.c.) on adım yaklaşır… öyle yüce ki, „iste kulum“ diyor. istememizi istemeseydi istemeyi verir miydi bize?! O halde o rahmeti bol Padişahın kapısını çal, tevbe et, af dile!..
Gülmek bu kadar zor olmamali Isyan var ama Allah'a degil! Baktim,baktim pencereden Dalmis gitmis ruhum gökyüzüne Bunalimin esiri oldum ciktim Agladim her gece tek basima Yaralarima merhem olacak birini bulamadim ariyorum hâlâ Ölümü düsündüm her gece bedenim yatsin artik cansiz ve Birini düsündüm beni tutsun ceksin bu adam hep sanssiz Biliyorum beni düsünen birileri var ebedi sabrim abartisiz Yasiyorum her günümü dupdurusu gibi cok ciddi yalansiz Anlam veremedim,veremiyorum insanlar yapiyor hep rol Benim gibi iyiler sayiyor yerinde kötüler aliyor hep yol Iyi niyetime hep kendimi verdim degisemez artik cok zor Durumuna baktim kendine dikkat dostlari tanimak cok zor Yalancinin mumu yandi söndü kullar göremedi hep kördü Yasama sevincimi kaybettim ve tutkum kalmadi söndü Cevreme kendime baktim inanamadim müskül hayrete düstüm Kaldim yine tek basima bombos dünya ahiret hayata küstüm
In unserer Lebenslandschaft wechselt Licht und Schatten ab. Weißt du was dich hinter der nächsten Biegung erwartet? Nimm sie mit Besonnenheit.Ich wünsche dir my Friend einen zauberhaften Sonntag.
Liebe Grüsse von Ravena Monic

Gerçek Aşk Sana'dır Ey Rabbim Ah, canımın ruhumun sahibi!... Yücem, dayanağım, Kainatın Maliki!... Garip kaldım, bu dünyada, Cennetten uzakta.... Öksüz kaldım, Peygamberimden bîhaber!... Sevdiğimi sandım, sevildiğimi... Affet, affet, affet!....
Rızkımı hiç eksiltmedin, Beni hep gördün, işittin, gözettin... Yalnız kaldım, elimi açtığımda avuttun... Ezik kulunu bağrında uyuttun!... Şifa verdin hasta bedenime, Neşe verdin sebeplerinle , Ağlayan, inleyen, bağıran, isyan eden, Suçlu, çocuk kalmış kalbime....
Bir aşk ki gönül divane, Bir aşk ki, yürek pervane!... Bir aşk ki, bu baş biçare!... Gerçek aşk Sana'dır ey Rabbim!... Gerçek aşk Sana'dır ey Rabbim!... Yalnız Sana... Yalnız Sana...
Mahinur Alihanoğlu
selam ve dua ile...

June 09





Bir seyler var aramizda, senin bakislarindan belli, benim yanan yüzümden, daliveriyoruz arada bir ikimizde ayni seyleri düsünüyoruz belki de, gülüserek basliyoruz söze, bir seyler var aramizda, onu bulukça kaybediyoruz isteyerek, fakat ne kadar saklasak da nafile, senin gözlern isildiyor, benim dilimin ucunda... Seni Seviyorum...
Öyle bir hayat yaşadım ki; Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki, Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki; Okudum, okudum anlamadım.
Öyle bir hayat yaşadım ki; Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman Hep acele etmem bundan anladım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde Hem kızdım, hem güldüm halime.
Sonra dedim ki, Söz ver kendine!
Denizleri seviyorsan, Dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, Önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan, Yalnızca; hayatı seyredersin...
her sey sende gizli
|
Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kâr sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın. Bir gün yalan söyleyeceksen eğer; Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın. Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak, Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir, Kuşlar ötebildiği kadar sevimli, Bebek ağladığı kadar bebektir. Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin, bunu da öğren,
YARIM KALMIŞ ÖYKÜSÜDÜR BU ....CENGİZ HAN
sessiz dokunu ştur dostun bakışı kar yagarken güneş gibidir guluşu azgın dalgalarda sukunettir sohbeti hele uzaklarda ise hiç çekilmez hasreti.........
ßu gécé yokluğunun dökümünü yapıyorum. Aylar öncé sénsizliğé yazdığım $iiri okudum, ßir dé dün gécé yazdığımı. Hiç fark yok. Nédén azalmıyorsun ßéndé? Nédén gidi$in ßir dün gißi? Nédén sana yazdığım hér yazı, hép aynı yérdé tıkanıp kalıyor? ßén ßugüné kadar kimséyi yokluğunda ßu kadar önémsémédim. Kimséyi yokluğunda bu kadar özlémédim vé $una émin ol ki sévgili; hiç kimsé, yokkén ßu kadar sévilmédi. ßénim kar$ıma “A$k” diyé ßu sonucu çıkaran, yarım kalmı$lıktan ßa$ka ßir $éy déğil, ßunun farkındayım. Ama iyi ama kötü, ßitméli hér hikayé! Sén ßitmédin... ßitméyénsin... Ayrılığın adını koyamadık sévgilim. İ$té ßu yüzdén kopamadık ßirßirimizdén ßir türlü. ßén yarım kalan ve adı konmayan hiç bir$éyi unutmam... unutamam... İçimdé sızısı kalır sonradan. Ya hér$éy ya$anacağı yéré kadar ya$anıp sona érméli ya da ayrılık söz konusu olduğunda ßir daha kimsénin çıtı ßilé çıkmamalı! ßiz ßunu ßa$aramadık, ayrılamadık! Sén ya$anıp da ßitséydin éğér hatrıma gélmézdin. Séni ßu kadar yazılası yapan, sénin yarım kalmışlığındır...
UNUTULMAYACAKSIN EY ZALIM SEWGİLİ NE BU YÜREKTE HAPSETIĞIN AŞK AGLIYOR ŞİMDİ SENDEN UZAKTA YÜREĞİMİN DERİNLİKLERİNDE......
SANA BU MEKTUBU BİR GECE YARISINDA YAZIYORUM
AZADLIĞIN ZİRVESİNDE SOHBETE DALMIŞ YILDIZLAR
ZÜHRE BİR ŞARKI TUTTURMUŞ BABİL’DEN KALAN
ZAVALLI DÜNYA HABERSİZ, ZAVALLI DÜNYA SAĞIR
BİR HARUT’LA MARUT, BİR DE BEN DİNLİYORUM
DERKEN KAYIP GİDİYOR YILDIZLARDAN BİRİSİ
BİR İNTİKAM FİŞEĞİ GİBİ SAPLANIYOR KARANLIĞIN KARNINA
SENİN NAMINA YILDIZLARI KISKANIYORUM
KİM BİLİR KAÇ IŞIK YILI UZAKTA
ÖFKEYLE KOLLARINI ÇEMRİYOR YALANCI FECİR
İMANIM GİBİ BİLİYORUM VAKİT ASILMAK VAKTİDİR
VE TAKSİM GAZİNOLARINDA TRAHOMLU ŞAİRLER
MISRA ARIYORLAR MASALARIN ALTINDA
KANINI İÇİYORLAR BİLMEDEN CENNET ATLARININ
BEN YURDUMUN EN SERT TÜTÜNÜNDEN
BİR SİGARA SARIYORUM
DUMANI CİĞERLERİME DEĞİL, İLİKLERİME ÇEKİYORUM
NE KADAR ÜRKEK CEYLAN VARSA ASYA ÇÖLLERİNDE
DOMANİÇ YAYLASINDA NE KADAR DİZGİNSİZ AT
BAŞLIYORLAR KOŞMAYA KILCAL DAMARLARIMDA
SICAK SOLUKLARI YALARKEN ALNIMI
TOYNAKLARINI HİSSEDİYORUM AL YUVARLARIMDA…
SANA BU MEKTUBU EVİMİN BALKONUNDA YAZIYORUM
SAĞ ELİMİ KOYUYORUM TAM YÜREĞİMİN ÜSTÜNE
ÇANKAYA YOKUŞUNDA SÖYLEDİĞİMİZ MARŞI DUYUYORUM
ULU KAYALAR PARÇALANIYOR BEYNİMİN BİR YERİNDE
BİR YERİNDE DEMİRDEN DAĞLAR ERİYOR
ATLAS YELKENLİ GEMİLERİ UNUTMUŞ BİR KAÇ LEVENT
VİSKİ KOKULU BULVARLARDA YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜYOR
İSTEDİĞİN O SECCADEYİ HEMEN GÖNDERİYORUM
ÜSTÜNDE KÂBE RESMİ VE ANAMIN DUALARI VAR
VE BİLDİĞİN SEBEPLERDEN BEN GELEMİYORUM
YİNE BİLİYORSUN Kİ SEVMEDİM ÜLKÜDEN BAŞKASINI
BAŞI DUMANLI DAĞLARI, DOLUNAYI, UFUKLARI
BİR DE ÇANKAYA YOKUŞUNDA RÜZGARA TUTULMUŞ SAÇLARINI
ÖNCE ALLAH, SONRA GENLERİM ŞAHİT
SEVGİMİ ÜÇ BİN YIL SONRA DOĞACAK TORUNUMA YOLLUYORUM
TRAHOMLU ŞAİRLER DOĞRULUYORLAR MASALARIN ALTINDAN
PARMAKLARI FAHİŞELERİN KARANLIK SAÇLARINDA
BENİM KALEMİMDEN KAN DEĞİL, SÜT DAMLIYOR
GECELER BOYU BÖYLE GELECEĞİ EMZİRİYORUM
KAHROLAYIM SEVMEDİM ÜLKÜDEN BAŞKASINI
BİR DE SENİ ÇOK SEVİYORUM.
BiR ĐąMŁą MųŦŁųŁųĞų ĜōRđüm ĠōzŁeŘiňĐe
İnsan;mükemmel yaratılmış bir organizma;anne rahmine düştüğü ilk günden itibaren mucizevi
bir şekilde adım adım gelişen ve dünyaya gözlerini açtığında etrafındakileri masumiyetiyle mutluluğa boğan muhteşem varlık…o da ne?...fizyolojik olarak kusursuz olmasına rağmen bu muhteşem varlıkta normal işlevini aksatan bir mekanizma var;KALP!Herşey yolunda giderken birdenbire gidip bir dert ediniyor kendine,bir ağrı giriyor içine…his diyorlar ya…işte ondan.’’Nasılsın?’’derler günlük hayatta;kalp ritmik bir şekilde cevap verir’’Üzüntülüyüm-aşığım-umutluyum-sevinçliyim’’.Ritim hızlanır bazen,bazen de teklemeye başlar…Bu ritmik cevaplar derin izler bırakır kimi zaman,her atışta ağrı verir,ama zaman geçtikçe üzerlerinden,erozyona uğrar,hayatımızdaki her şey gibi aşınıp silikleşirler…
Odamın penceresinden bakıyorum…Caddede günlük işlerinin telaşında oradan oraya koşuşturan insanlar,geçip giden arabalar…’’Nereye?’’diyorum,’’Tüm bunların amacı ne?’’.Bir yere yetişmenin,bir davayı kazanmanın,bir hastayı iyileştirmenin,önemli bir toplantıda son sözü söyleyecek kişi olmanın,bir öğrencinin taze zihnini sonsuz bilgi denizine yönlendirmenin,bir binanın temelinin atılışını izleyip kendi projene göre yükselişini izlemenin…kurak bir çölde su ararmışçasına koşuşturuyoruz,her şey biraz takdir kazanmak,bir damla mutluluk yaşamak, bir damla sevgiyi üzerimizde hissetmek,bunları sevdiklerimizle paylaşmak için…
Umutsuz bir arayışın içine hapsetmişiz kendimizi,tüm bunları paylaşacak biri olsun,damlalar çoğalsın istiyoruz.Arıyor,fakat bulamıyoruz;ya da bulduğumuzu sanıp kendimizi kandırıyoruz…Serap çölde görülür derler,ama ben şehrin tam ortasında,tüm imkanlar içinde boğulmuşken bir damla sevgi ve bir damla mutluluğa dair bir serap görüyorum;çok gerçekçi duruyor…düşünmeden atıyorum kendimi içine.Birden bir ışık sarıyor etrafımı,gözlerim kamaşıyor,hafiflediğimi hissediyorum,’’sevmek’’ve’’sevilmek’’ne güzel diyorum,her şey başka güzel görünüyor gözüme
.Hani çocukluğumuzda anlatılan Pollyanna masalı vardı ya,onun yetişkinler için olan versiyonunu yaşıyor gibi oluyorum.Sonra umutsuz bir bekleyiş,boş bir duvara çarpan duygularımın yansıması ve bir üzüntü dalgası ele geçiriyor kumdan yaptığım hayallerimin şatolarını,yerle bir oluyorlar…etrafımdaki ışık yok oluyor.Baştan sona bir film şeridi geçiyor gözlerimin önünden;ilk bakış,ilk elimi tutuş,ilk öpücük;kalbimin melodisi çınlıyor kulaklarımda…şeridin sonu gelmiyor,birdenbire kesiliyor film.Bir bakıyorum geçen zamanla yok olmuş hepsi,geçmişte tatlı birer hatıra olmuş sadece yaşandığı ana ait…’’Zamana bırakmak lazım’’ diyorum,’’Herşeyin ilacıdır zaman’’derler ya,bekliyorum
.Gözüm saate takılıyor,geçmiyor dakikalar,televizyon çalışıyor,fakat ben cep telefonunun kararmış ekranına bakıyorum,bir türlü aydınlanmıyor,duymak istediğim melodi çalmıyor.’’Birdenbire hayatımın tümü oldun,gecelerime gün gibi doğdun,gidersen birgün biri kırılır çok…adı lazım değil baş harfi ben’’.’’Ağlamayacağım bu sefer,armazsa aramasın,değer verip vermediğini anlarım’’diyorum,sonra dakikalar saatler geçiyor;değer verilmediğini hissetmenin acısıyla gözyaşlarıma yenik düşüyorum.Başımı kaldırıp televizyona bakıyorum’’Deniz kenarında bir banka oturmuş bir genç kız,yağmur yağıyor üzerine,ama farkında değil.Aşkını düşünüyor;paylaşılan mutlu anları,üzüntüleri,güven ve sevgi dolu kucaklaşmaları,doğan sabah güneşini kıyıda birlikte karşılayışlarını…birer birer gözlerinin önünden geçiyor hayatına dair sahneler.Gözyaşları yağmura karışıyor,düşen damlalar silip götüremiyor yaşananları üzerinden..Unutmaya çalışmak ama unutamamak…’’Benim gibi ağlayan biri daha var,bir kader ortağı buldum diye avutuyorum kendimi,bu dizi kahramanının neler hissettiğini anlıyorum o anda,acı bir tebessüm beliriyor dudaklarımda.
Yaşananları denize atıp kurtulabilse insan üzerindeki ağırlıktan,sulara gömülüşünü seyretse yavaş yavaş,yağmur dindiğinde gözlerini yeni doğan sıcak bir güneşe açsa…Kalp attıkça olduğu yerde,daha sürer arayışlar,daha nice kumdan kaleler yapılır,daha nice seraplar görülür…birgün belki…bir damla sevgi bir damla mutluluk birikir avuçlarımızda,sıkıca tutup bırakmamak üzere…
Insanin icine i$leyen bir ayaza ev sahipligi yapan ki$ sabahinda, Seni dü$ündügümde icime yayilan sicakligin di$ardaki iki metre kari bile eritebilecegini dü$ünüyorsam...
Evimin bütün duvarlarinda Senin yüzünü görüp Bana baktigini hissediyorsam...
Ve bu Beni hergün, hep ayni $ekilde heyecanlandiriyorsa...
Hayatinin en anlamli $eyi ne diye sorduklarinda tereddüt etmeden Senin adini verebiliyorsam, Sen Benim icin vazgecilmez olmussun demektir...
Demli bir cay kokusuyla gelirim belki yanina, belki yagmur olur yagarim $ehrine,
belki gözya$larin olur süzülürüm yanagindan, ama hep yaninda olurum bunu unutma...
Tanrinin Bana armaginisin Sen, her gecen gün artiyor hayranligim,yüzünde ku$lar gözlerinde hayatin ta kendisi var, öyle gerceksinki...
Seni ya$iyorum, Canimdasin, Canimsin, sarilsam Sana bin yil gecse, biran bile ayrilmasak, ten tene, yürek yürege, Sesin sarho$ etse Beni, öyle icimdesinki...
Yorgunluk nedir bilmeyecegim,hic $ikayet etmeyecegim,bir tek adimda bile tökezlemeyecegim Sana gelen yolda, öyle aklimdasinki...
Sen ol, hep ol, Benimle ol, Benim ol, Sendeyim Ben, yüregimi koydum yüreginin üzerine, Seni öyle cok Seviyorumki...
Özledim Birtanem, özleminle ba$ edemiyorum artik, gel desem gelirmisin ? Kollarini acarak ko$armisin Bana ? Beni Sensizlikten kurtarirmisin ?
Gelmeyecegini bilerek her zaman Seninle ya$ayacagim...!
|
S E N S İ Z L İ Ğ İ N R E S M İ
|
|
|
  
"Sen'' desem... Sen'i bilir misin?
''Sen'' diye bir desen Çizebilir misin?
Ne hasta bekler sabahı
Ne ölüyü taze mezar
Ne şeytan bir günahı
SENİ BEKLEDİĞİM KADAR...

Ne haz var senden ayrı
Nede bir tat senden öte
Bir yüzünü görmek ?
Değer bin bir zahmete
Senden gelen her acıya
Gönülden kabulümdür
Sendeki cehennemi
DEĞİŞMEM CENNETE...
Ayrılığı yok etmez ÖLÜM
Kirpiğine rüzğar değse
Baktığın yere kan damlar GÜLÜM
Baksan hazırım tutsan uçarım öpsen ÖLÜRÜM
Yokluğundan gayrı bana ne etsin ÖLÜM
Sana gelmediğim gün
ÖLDÜĞÜM GÜNDÜR GÜLÜM
|
|
|
|
INANIYOR MUSUN ?
Adamın biri her zaman yaptıgı gibi saç ve sakal trası olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete basladılar.Degisik konular üzerinde konustular. Birden Allah ile ilgili konu açıldı...
Berber: " Bak adamım, ben senin söyledigin gibi Allah'ın varlıgına inanmıyorum."
Adam: " Peki neden böyle diyorsun?"
Berber: " Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dısarıya çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eger Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terkedilmisş çocuklar olur muydu?
|
Allah olsaydı, kimse acı çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin verecegini sanmıyorum..."
Adam bir an durdu ve düsündü, ama gereksiz bir tartısmaya girmek istemedigi için cevap vermedi. Berber isini bitirdikten sonra adam dısarıya çıktı. Tam o anda caddede uzunsaçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dagınık göründügüne göre belli ki trasş olmayalı uzun süre geçmisti. Adam berberin dükkanına geri döndü.
Adam: Biliyor musun ne var, bence berber diye birsey yok
Berber: " Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim."
Adam: " Hayır, yok. çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı."
Berber: " Hımmm... Berber diye birsey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?"
Adam: " Kesinlikle dogru! Püf noktası bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. Iste dünyada bu kadar çok acı ve keder olmasının nedeni!"
yaaaa görüyormusunuz allahın olduğunu her dilde her konuda göz önüne gtirebiliriz allah vardır ve eşi benzeri yokturr....!!!
| Bir pazar sabahıydı, Ankara kar altında Zemheri ayazıydı, yaz güneşi koynunda Ucuz can pazarıydı, kalemim düştü kana Zalımlar pusudaydı, bedenim paramparça
Uğurlar olsun Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun Bir keskin kalem, bir kırık gözlük Yürekli yiğitlere hatıran olsun
Çevirdim anahtarı, apansız bir ölüme Şarapnel parçaları, saplandı ciğerime Ucuz can pazarıydı, kan doldu gözlerime İsimsiz korkuları katmadım yüreğime Bembeyaz doğruları yaşadım ölümüne
Ne çok kalmıştık karlar altında, kıpkırmızı! Yolumuzu aydınlatan kitaplarla bombalandık evlerimizde. Hayatlarımız bir kontak anahtarına bağlıydı, arabalarımızda! Kurşunlar patladı cadde boyu, kulaklarımızda! Bıçaklandık daha yaralarımıza tuz basmadan! Kaldırımlara uzandık, yırtık ayakkabılarla… Kurtarmıştık biz bu ülkeyi karanlıktan. Güneş hiç parlamadığı kadar çok parlıyordu üstümüze. Doğusunu batısını ayırt etmeden! Türk-Kürt, Laz-Çerkez, Ermeni-Boşnak, Alevi-Sunni demeden her yere, herkese aynı parlıyordu! Sapsarı saçlarıyla, gökyüzü gözleriyle ışık saçıyordu bir adam!
''İsimsiz korkuları katmadım yüreğime/ Bembeyaz doğruları yaşadım ölümüne.''
Bembeyaz doğrular… Evet, tek dertleri buydu. Hiçbir karaltıya yer olmayan, bembeyaz doğrular. Aydınlık saçan, çağdaşlaşma saçan, medeniyet saçan doğrular… Ama ne diyordu Özdemir Asaf, ''Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler…''
Biz sessiz kaldıkça, beyazlarımız hiç bembeyaz kalmayacak. Bembeyaz doğrularımızı onlar kapkara yanlışlarıyla kirletmeye devam edecekler… Daha ne kadar susacağız? Daha kaç şarapnel saplanmalı ciğerimize? Bırakalım artık bizi bize kırdıranlara karşı sessiz kalmayı, bırakalım…
''Ben yanmazsam/ Sen yanmazsan/ Biz yanmazsak/ Nasıl çıkar bu karanlıklar/ Aydınlığa…'' der Nazım Hikmet. Yeterince yanmadık mı? Demirkürekler, Kubilaylar, Mumcular, Aksoylar, Üçoklar, Kışlalılar, Hablemitler… Ömrünün baharında hemen hemen her gün yitirdiğimiz kınalı kuzu şehitler…
Neden uyanamıyoruz hâlâ, neden açamıyoruz gözlerimizi? Neden 'isimsiz(!) korkuları' kovmuyoruz yüreğimizden, neden? Yeter artık… Yeter!
15 yıl oldu sen gideli… Ben ve benim gibiler, seni ve senin gibileri unutmadı, asla da unutmayacağız. Bembeyaz doğrularınızın, yılmaz savunucusuyuz… sussak da, ölsek de!
|
|
|
|